30 Kasım 2010 Salı

Büyüdük gençleştik ama kesinlikle aynı kalmadık

Erasmus'a gitmek.. O sorumlulukla sorumsuzluk arasındaki çizginin en inceldiği nokta herhalde. İstediğin kadar sorumlu, istediğin kadar sorumsuzsun. Hayatını devam ettirebilmek için bir noktada sorumlusun ama karışanın, kontrol edenin yok. Hadi abartmayalım çok az diyelim. Müthiş bir olgunlaşma aracı. Kimine göre korkunç bir serilme, gerileme tabii ki.

Derler ya Erasmus'ta herşey mümkün herşey olur. Yok yok yalan değil doğru. Ama eksik.. Sen istediğin sürece burada herşey olur. Limitsizdir istekler dilekler... Ama hepsini isteyecek misin? Asıl soru budur?! Ya da istemeli misin? Çılgınlaşmak kadar biraz ev kadınlığını öğrenmektir erasmus. Deli partilere koşmak kadar bir ev kadının üniversiteye devam etme çabası gibidir. Bulaşık, çamaşır, yemek, temizlik derken ne olduğunu şaşırırsın. Ama sonra pub'da keyifli muhabbetle içilen birkaç bira (bazen Efes'i ciddi anlamda özlersin) spontane gidilen bir ev partisi (partilerin en iyisi her zaman ev partileridir) alır üstünden o karmaşayı. Kendini sorumsuzluğun o dayanılmaz çekiciliğinde bulursun. Hem büyümek hem gençleşmektir o yüzden Erasmus.

Tüm sorunlarını kendin çözmektir Erasmus. Çoğu zaman bilmediğin dilde bankayla kavga edebilmektir. Özlemi biraz unutmaktır. Bazen hissizleşmektir. Birey olmayı bilmektir. Bir anda depresyona girebilmektir aynı zamanda. Aklına gelen bir anıyla, zeytinyağlı dolma hayaliyle de sarsılmaktır bir yandan.. Bir yandan ülkeni özlemediğini hayatını erasmus olarak devam ettirmeyi istediğini söylersin, diper yandan aışkanlıkların ağır basar.. Benim ülkemde böyle midir? Çat diye çözerdik bu problemi diye yakınırsın. Güzeldir erasmus.. biteceğine inanamazsın, adaptasyon problemleri gözünde büyür ama çok da büyütür adamı. Herkes seçtiğini alır.

Bir de değişim vardır. Çok konservatifleri de değiştirir. İyi ya da kötü diye sınıflandırılamayacak bir değişim. Ama Erasmus'a gitmeden önceki insanla aynı değilsindir artık. Biraz da bağımsız, biraz daha sorumsuz, biraz daha sorumlu, biraz daha duygusuz, biraz daha vurdumduymaz, biraz daha duyarlı, biraz daha anlayışlı...
Takılmamayı öğrenirsin arayan soraya
n problemlerine. İsterse arar istemezse aramaz.. Aynı senin yaptığın gibi. Trip atmamayı öğrenirsin. O sırada yanında olmak isteyip diğerinde olmak istemeyebilir. Bu da onun tercihidir.

Ama senin yanında istediklerinin yanında olmadığı vakitler zordur işte. Onlara alışmayı da öğrenir insan. Gerçi Erasmus'ta öğrenilen en büyük derslerden biri insan herşeye ama herşeye alışıyor dersidir herhalde. Onların yokluğuna da alışıyorsun işte ama hafif bir acı bir sızı kalıyor. Belki o da geçici. Bilinmezliği büyütür, şımarıklaştırır küçültür. Ama aynı bırakmaz..